Ege Göksu

Hiçbir “Yerli Olmak”

Jin, ilk filminden beri idealist ve sofistike sinema dilini muhafaza etmeyi başarmış Reha Erdem’in 2013 tarihli 7. Uzun metrajıdır. Politik söylemlerinin yanı sıra insan-doğa, medeniyet-cangıl ilişkisini iğneliyici bir dille eleştirmektedir. Medeniyetin hıncına uğramış bir insan için, sözde ona düşman olan doğanın nasıl bir yuva olduğunu yaşayarak öğrenecektir Jin. –Spoiler!
Öncelikle, Reha Erdem’den çok daha incelikli metaforları olan bir sinema görmeye alışık olduğumuzdan, Jin için fazla sert göstergeler barındırdığı yorumu yapılabilir. Jin’in yakalandığı bir hava saldırısından korunmak için bir mağaraya girdiği sırada onunla birlikte bir ayının da korunmaya çalıştığını göstermek, esasen Reha Erdem Sineması’na uymayacak kör göze parmaklıkta bir gösterge. Fakat Korkuyorum Anne, Kosmos hele ki A Ay gibi filmleri yapan bir yönetmenin, bu denli sert göstergeleri, bilinçli şekilde filme koyduğu kanısındayım. Peki bunu şu şekilde açıklamak mümkün müdür; insan doğa karşısında o kadar acımasız ve anlamsız bir mücadele içindedir ki, bunu dolaylı yoldan anlatmak yine aynı moronlukta, kendini görmekten çekinen ve korkan bir modern insan tavrıdır. Bu noktada Hayat Var’daki salt ve sert gerçekçi tutumla benzerlik göstermektedir. Terör meselesine şehir gözünden değil de doğa merkezli (dolayısıyla tarafsız bir şekilde) bakması açısından son dönem Türk Sinemasının politik örnekleri arasında fazlasıyla ayrıksı durmaktadır. Jin’in bir ağacın tepesinde askerlerden saklandığı sahneyi (Apocalypto filminde de benzer bir sahneden hatırlayacağımız üzere) Nietzsche’nin doğanın önyargısız oluşu üzerine söyledikleri ile ilişkilendirebiliriz. Jin tıpkı ağacın dalındaki bir yosun gibi kamufledir, çünkü doğa da onu kabul etmiştir. Konusu itibariyle Jin, bulunduğu örgüte, oluşuma kendini artık ait hissetmemektedir ve ayrılma kararı almıştır. Bir gece ayrılır ve kaçmaya başlar. Fakat gideceği yer aslında yoktur. Çünkü Jin hiçbir yere ait değildir. Ne şehire, ne örgüte, ne topluma, ne kültüre.. Film boyunca; biryerli olmaya çalışan bir grup insan arasından kaçıp, hiçbir yerli olmadığını fark edip, ne yapacağını bilemeyen bir kızı izlemekteyiz. Aslında ortada tam olarak bir kız da yoktur. Jin erkek gibi taş taşır, erkek gibi silah tutar. Neticede Jin’in, gerçekten aidiyet ilişkisi kurduğu tek mekanın orman olduğunu görmekteyiz. Yine aidiyet ilişkisi kurduğu tek varlıklar ise bir ayı, bir eşek, bir geyik ve bir vaşaktır. Onu savunan ve yaşadıklarına şahitlik eden tek yer, cangıl ve bu hayvanlardır. Hikaye boyunca ise en çok zarar görenin orman ve Jin olduğunu görürüz zaten. Yönetmen bu noktada antimilitarist tavrını, bu ilişkilendirmeler üzerinden kuruyor ki bu da Türk politik sinemasında çok alışık olduğumuz bir şey değil.
Reha Erdem, A Ay’dan beri özgün bir sinema yapmaktadır. Her yapıtı farklı dinamikleri, benzer bir sinemasal bakış açısı üzerinden kurmaktadır. Salt ve sert gerçeği eğip bükmeden göstermeyi tercih etmesi açısından üzerine saatler harcanmayı hak ediyor bütün filmleriyle.