Ege Göksu

Yarattığı İktidar Alanında Kudretli Olan Bir Yenik Adamın Hikayesi

            Yaşanan olayları ikinci planda tutarak asıl amacı insanı anlatmak olan Nuri Bilge’nin yedinci uzun metrajıdır Kış Uykusu. Yönetmen bu filminde, sıradan insanların hikayelerini anlattığı diğer filmlerinden farklı olarak, sıradan olmayan insanların sıradan insanları nasıl gördüklerini işlemeyi tercih etmiş. Önceki filmlerinde de olduğu gibi (en belirgini Bir Zamanlar Anadolu’da olan) kişilerin iktidar ile ilişkileri söz konusu. Bu sefer önceki filminde olduğu gibi kasaba bürokratlarının dışında, 25 sene tiyatro yapmış eski bir oyuncu Aydın var filmin merkezinde. Üstelik iktidarını en tatminkar seviyede hissettiği, gazete yazılarını yazdığı odasında, sırtını dayadığı duvara Camus’nün Caligula’sının tiyatro afişini asan bir oyuncu.
Spoiler!

            Caligula oyunu, karısı öldükten sonra mümkün olmayanı mümkün kılmak isteyen (ay’a sahip olmayı isteyecek kadar) gözü tamamen kararmış bir Roma imparatorunun hikayesini anlatır. Dünyanın onun çevresinde döndüğünü düşünür tıpkı Aydın gibi. Dünyayı dolduran canlılar onun için önemsiz ve boştur, filmde bununla mücadeleye girişen Aydın’ın gençleri de yaşlıları da eleştirmesi veya bir yılkıya, bir tavşana sahip olmak istemesi gibi. Fakirliğin sakilliği ve bu denli estetik yoksunu olmasını kafasına takıp, başından beri taşıdığı elitist tavırla yerel bir gazetede (yine bir ulusal gazeteye başvuramayacak kadar cesaretsiz ve kolay oluşturulmuş bir iktidar alanının kibriyle) ahkam kesmesi Aydın’ı tatmin eder. O kudreti yaşamak onun için yeterlidir. Çamurlu ayakkabı da onu rahatsız eder, ayak kokusu da bir o kadar dayanılmazdır. O babadan kalma evde (otelde) oluşturduğu iktidar alanında, kimseye boşluk bırakmaz. İşte Nuri Bilge, bu noktada incelikli detaylarla bu olgunun altını öyle bir doldurur ki, müşterek yaşamda kişilerin kendine ait iktidar alanları meselesi ile Aydın’ın bu tutumunun çatışması, o Anadolu soğuğunun içindeki oteli de bir o kadar buz gibi yapar. Görünmez gibidir otel! Karısı Nihal’e hayır işlerini bırakmaz, kardeşi Necla’ya da hayatını ne şekilde yaşayacağı seçeneğini. Vasıflarıyla etrafındakileri boğar ve bundan hiç beis duymaz. Kırılan araba camının 70 veya 170 liralık masrafına ihtiyacı yoktur. Ama bunu bir ders gibi görüp Hamdi’ye bunu belirtmekten çekinmez. Bu hem elini öpmeye zorla getirilmiş İlyas’a elini uzatışından, hem de hayır işlerinde yaptığı bağıştan bellidir. Birbirini sürekli boğan ama buna rağmen birbirlerine ihtiyacı olduğu için birlikte yaşamak zorunda kalan (kommensalist) üç karakterin öznel düşüncelerini ikili ilişkiler üzerinden anlatmayı tercih etmiş Nuri Bilge. Bundan önce genelde karakterlerin tek başlarına kaldığı anlarla bunu göstermeyi tercih ederdi. Özellikle Üç Maymun’dan sonra bol diyaloglu bir ikinci döneme geçmiş olması ayrı hoşa gidiyor tabii.

            Bütün Nuri Bilge filmlerinde olduğu gibi, filmi deşeleyip anlatarak büyüsünü bozmaktansa gidip sinemada izlemeyi öneriyorum ve şunu da belirtmek istiyorum; bu yönetmen Altın Palmiye’ye ancak 2014 yılında ulaşabiliyorsa bunun tek nedeni Cannes’ın günah çıkarmasıdır. Çünkü özellikle Bir Zamanlar Anadolu’da ile çoktan daha fazlasını hak ettiği ortadadır.